Elleri ellerime, gozleri gozlerime, saclari saclarima karisan...
http://fizy.com/#s/1r94qo
27 Aralık 2011 Salı
11 Aralık 2011 Pazar
Tatli Dunya
Eglenmeli hep sevmeli, gelmez bi daha giden geri...
Ben bi daha onunla ilgili bir yazi yazmak istemiyorum. Kalbimin bi kosesinde kalacak sonsuza kadar onu biliyorum. En azindan bi kutuda kalsa. Kolay kolay ortaya cikmasa.. da ben de diger iliskilerimi korkusuzca yasasam.
Sev doya doya demis Ajda Pekkan da. Nasil olacak o ne nefret ederken...
Ben bi daha onunla ilgili bir yazi yazmak istemiyorum. Kalbimin bi kosesinde kalacak sonsuza kadar onu biliyorum. En azindan bi kutuda kalsa. Kolay kolay ortaya cikmasa.. da ben de diger iliskilerimi korkusuzca yasasam.
Sev doya doya demis Ajda Pekkan da. Nasil olacak o ne nefret ederken...
7 Aralık 2011 Çarşamba
Raki
Sevmistim. Raki kadehini tutusunu, asi durusunu, Ortadogu'da olen cocuklara aglayisini, askeriyeye baskaldirisini, farkindaligini... Sevmistim kalender halini. Hedeflerini, inancini. Gerci guclu duramamis benim ona inandigim kadar. Yakinip duruyo simdi, ugruna ugrasmasi gereken idealleri dururken, ama olsun. Sevmistim. Nefret ettigim kadar.
7 Eylül 2011 Çarşamba
Sarilmak
Gordum yine. Hani su bes dakika daha uyuyayim dediginizde goruverdiginiz ruyalardan birinde. Hani su o gun boyunca arada akliniza gelen ruyalarda. Akliniza geldiginde ruh halinizin ortamdan soyutlanip sanki o ani yasiyormuscasina hissetiklerinizden birinde.
Sonra trende ona benzer birini gordum. Adamla goz goze geldigimizde aglamaya basladim. Ne zaman kendime acimaya baslasam, onu goruyorum etrafimda. Behzat C.nin orda burda kizinin hayalini gormesi misali.
Birine sarilmak istiyorum boyle zamanlarda. Ruyamda da sarilmak istiyordum. Sadece birine degil, O'na. Ben sarilamiyordum. Beni oyle gorunce o da gevsek bi sekilde kollarini sirtimda birlestiriyordu...
Sonra trende ona benzer birini gordum. Adamla goz goze geldigimizde aglamaya basladim. Ne zaman kendime acimaya baslasam, onu goruyorum etrafimda. Behzat C.nin orda burda kizinin hayalini gormesi misali.
Birine sarilmak istiyorum boyle zamanlarda. Ruyamda da sarilmak istiyordum. Sadece birine degil, O'na. Ben sarilamiyordum. Beni oyle gorunce o da gevsek bi sekilde kollarini sirtimda birlestiriyordu...
24 Mart 2011 Perşembe
Git Artik, Cik, Yok Ol!
Biliyor musun? Ben hala "Ben hala..." diye baslayan cumleler kurup kendimden nefret ediyorum. Biliyor musun? Hala senden nefret ediyorum. Senden nefret etmekten nefret ediyorum. Her ictigimde deli gibi agliyorum ismini sayiklayip. Icmedigim zamanlarda da kendimi tutmaya calisiyorum.
Biliyor musun? Bi parfum kokusu, nemli ev kokusu, soguk oda, yerli yersiz her seyle seni hatirliyorum, ruyalarimda seni goruyorum. Sen varken orda, o aptal beynimde, bazen icim isiniyor, bazen nefretle doluyorum, bazen birinin tesellisini istiyorum, bazen kuculmus hissediyorum, bazen degersiz... Ben, artik hic aklima gelme istiyorum. Hic ama, hicbir zaman.
Biliyor musun hala guven nasil duyulur birine aklim ermiyor. Hala hayatimda kimseyi istemiyorum. Gercekten istemiyorum bi daha sevmek. Inanmiyorum da. Acmak istemiyorum kalbimi kimseye. Kimse ulasamasin. Hickimse. Anladin mi? Korkuyorum. Cok hem de. Kapatiyorum iste kendimi. Unutmanin tek yolu tamamen acmak olsa da. Ben incinmek istemiyorum. Cok mu sey istiyorum? Sadece icim boyle yanmasin istiyorum bi daha. Sarsilarak aglamak istemiyorum, sanki icimde susturucu varmis gibi, ses cikarmadan...
Biliyor musun? Bi parfum kokusu, nemli ev kokusu, soguk oda, yerli yersiz her seyle seni hatirliyorum, ruyalarimda seni goruyorum. Sen varken orda, o aptal beynimde, bazen icim isiniyor, bazen nefretle doluyorum, bazen birinin tesellisini istiyorum, bazen kuculmus hissediyorum, bazen degersiz... Ben, artik hic aklima gelme istiyorum. Hic ama, hicbir zaman.
Biliyor musun hala guven nasil duyulur birine aklim ermiyor. Hala hayatimda kimseyi istemiyorum. Gercekten istemiyorum bi daha sevmek. Inanmiyorum da. Acmak istemiyorum kalbimi kimseye. Kimse ulasamasin. Hickimse. Anladin mi? Korkuyorum. Cok hem de. Kapatiyorum iste kendimi. Unutmanin tek yolu tamamen acmak olsa da. Ben incinmek istemiyorum. Cok mu sey istiyorum? Sadece icim boyle yanmasin istiyorum bi daha. Sarsilarak aglamak istemiyorum, sanki icimde susturucu varmis gibi, ses cikarmadan...
Ben affettim seni, ama kendimi affetmeye alistiramadim.
9 Şubat 2011 Çarşamba
Olamaz mı? Olmadı Olmasın... ...adımı bile anmasa...
Kafam allak bullak. Hepsi iç içe. Mükemmeliyetçilik, Kuğu Gölü Balesi, Eylül Akşamı, kadın cinayetleri, "düzgün" ölmek, kendin olmak, Filistin, Mısır, Ostim, İvedik, Kağıt Kaplan, sözde işkence(!)... Bitmez. Bilerek ve isteyerek parçası olup kafa patlatmak istediklerimin dışında, insan Türkiye'de ne kadar çok haber yığınına, reklama ve kalitesiz güncel şarkılara maruz kalıyor. İstersen kulağını tıka, yine de seni bulup başka deliklerinden bu yığınları tıkıştırıyorlar. Bu kirliliğe rağmen şu an kafamın içinde dönenler:
Çok yorucu bu ülkede yaşamak. Belki şu an bir Mısırlı kadar olmasa da, oryantallik, Ortadoğululuk yoruyor insanı. Ya da ben çabuk yoruluyorum. Olamaz mı? Olabilir...
...Yok, ne kadar sinir oluyorum bu diyaloga, sözümona romantizme. Midem kalkıyor, 'sevgili' kelimesine tahammülüm yok, 'Şu an ne kadar mutluyum bilemezsin' repliğine tahammülüm yok. Yok işte...
'Kendin olmak' kavramı takıntım. Kendimi tanımadığımdan olsa gerek. Akademi, kapitalizm köleliği, 'istenilen'i yaşamak, hayatına yön vermekte geç kaldığını hissetmek. Yaşlanmak... Gerçekten.
Her şeyin karşılıklı yapılmasına tahammül edememek. Benim hiç mi samimi, gerçekten iyi niyetli, çıkarsız, kafa dengi, yanında hiç sıkılmayacağım bir dostum olmayacak kaygısı. Her ne kadar ilişkilere inancımı yitirsem de, bir şekilde bulduğum züğürt tesellilerim. Bu tesellilerle bile kendimi hayal edememem. Savruluyor gibi hissetmem. Kendime güvenimin ufalıp içimde bir yerlerde kaybolması...
Ha bir de annemle film izlerken kasılmak. İki kere arka arkaya 'Fuck' kelimesinin Türkçe tercümesinin annemi hemen rahatsız etmesi. Annem mi fanusta, ben mi yozlaşmışım? Annem mi gençliğini yaşamamamış, ben mi yaşıyorum? Yaşıyor muyum? Böyle mi yaşanır gençlik? İstenileni mi yaşıyorum kendimi mi?...
Çok yorucu bu ülkede yaşamak. Belki şu an bir Mısırlı kadar olmasa da, oryantallik, Ortadoğululuk yoruyor insanı. Ya da ben çabuk yoruluyorum. Olamaz mı? Olabilir...
...Yok, ne kadar sinir oluyorum bu diyaloga, sözümona romantizme. Midem kalkıyor, 'sevgili' kelimesine tahammülüm yok, 'Şu an ne kadar mutluyum bilemezsin' repliğine tahammülüm yok. Yok işte...
'Kendin olmak' kavramı takıntım. Kendimi tanımadığımdan olsa gerek. Akademi, kapitalizm köleliği, 'istenilen'i yaşamak, hayatına yön vermekte geç kaldığını hissetmek. Yaşlanmak... Gerçekten.
Her şeyin karşılıklı yapılmasına tahammül edememek. Benim hiç mi samimi, gerçekten iyi niyetli, çıkarsız, kafa dengi, yanında hiç sıkılmayacağım bir dostum olmayacak kaygısı. Her ne kadar ilişkilere inancımı yitirsem de, bir şekilde bulduğum züğürt tesellilerim. Bu tesellilerle bile kendimi hayal edememem. Savruluyor gibi hissetmem. Kendime güvenimin ufalıp içimde bir yerlerde kaybolması...
Ha bir de annemle film izlerken kasılmak. İki kere arka arkaya 'Fuck' kelimesinin Türkçe tercümesinin annemi hemen rahatsız etmesi. Annem mi fanusta, ben mi yozlaşmışım? Annem mi gençliğini yaşamamamış, ben mi yaşıyorum? Yaşıyor muyum? Böyle mi yaşanır gençlik? İstenileni mi yaşıyorum kendimi mi?...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)