9 Şubat 2011 Çarşamba

Olamaz mı? Olmadı Olmasın... ...adımı bile anmasa...

Kafam allak bullak. Hepsi iç içe. Mükemmeliyetçilik, Kuğu Gölü Balesi, Eylül Akşamı, kadın cinayetleri, "düzgün" ölmek, kendin olmak, Filistin, Mısır, Ostim, İvedik, Kağıt Kaplan, sözde işkence(!)... Bitmez. Bilerek ve isteyerek parçası olup kafa patlatmak istediklerimin dışında, insan Türkiye'de ne kadar çok haber yığınına, reklama ve kalitesiz güncel şarkılara maruz kalıyor. İstersen kulağını tıka, yine de seni bulup başka deliklerinden bu yığınları tıkıştırıyorlar. Bu kirliliğe rağmen şu an kafamın içinde dönenler:

Çok yorucu bu ülkede yaşamak. Belki şu an bir Mısırlı kadar olmasa da, oryantallik, Ortadoğululuk yoruyor insanı. Ya da ben çabuk yoruluyorum. Olamaz mı? Olabilir...

...Yok, ne kadar sinir oluyorum bu diyaloga, sözümona romantizme. Midem kalkıyor, 'sevgili' kelimesine tahammülüm yok, 'Şu an ne kadar mutluyum bilemezsin' repliğine tahammülüm yok. Yok işte...

'Kendin olmak' kavramı takıntım. Kendimi tanımadığımdan olsa gerek. Akademi, kapitalizm köleliği, 'istenilen'i yaşamak, hayatına yön vermekte geç kaldığını hissetmek. Yaşlanmak... Gerçekten.

Her şeyin karşılıklı yapılmasına tahammül edememek. Benim hiç mi samimi, gerçekten iyi niyetli, çıkarsız, kafa dengi, yanında hiç sıkılmayacağım bir dostum olmayacak kaygısı. Her ne kadar ilişkilere inancımı yitirsem de, bir şekilde bulduğum züğürt tesellilerim. Bu tesellilerle bile kendimi hayal edememem. Savruluyor gibi hissetmem. Kendime güvenimin ufalıp içimde bir yerlerde kaybolması...

Ha bir de annemle film izlerken kasılmak. İki kere arka arkaya 'Fuck' kelimesinin Türkçe tercümesinin annemi hemen rahatsız etmesi. Annem mi fanusta, ben mi yozlaşmışım? Annem mi gençliğini yaşamamamış, ben mi yaşıyorum? Yaşıyor muyum? Böyle mi yaşanır gençlik? İstenileni mi yaşıyorum kendimi mi?...